Plastik Ördek Sohbetleri: Vol. 1
Herkese selamlar,
Yazının başlığını görünce "ne alaka?" demeniz çok normal ama yazılım geçmişi olanlar olayı hemen yakalayacaktır. Bir yazılımcı, içinden çıkamadığı bir hatayı çözmek için masasında duran bir nesneye, yani "plastik ördeğe"; hiç bilmeyen birine anlatır gibi kodunu, amacını, işleyişini ve algoritmasını anlatarak hatayı "debug etmeye" (çözmeye) çalışır. Belki kulağa saçma gelecek ama "plastik ördek" ile konuşmak, çoğu zaman sorunun kaynağını yakalamak için inanılmaz yardımcı olur; o ana kadar gözden kaçan hata bir anda zihinde beliriverir.
Biz de blogumuzu biraz da bunun için oluşturma kararı almıştık. Portföyümüzü oluştururken yaşadığımız başarıları ve hataları paylaşalım ki hem en başta kendimize hem de belki sana ya da bir başkasına faydamız dokunsun. Nereden nereye geldiğimize dair notlar almak ve bu notları disiplinle bloga yazmak, hem motivasyonumuzu yükseltiyor hem de bu süreci daha somut ve gerçek kılıyor. Ayrıca bu başlığı bir seri olarak devam ettirmeyi düşünüyoruz; özellikle içinden çıkamadığımız ve karar vermekte zorlandığımız "hataları ayıklama" süreçlerinde.
Hangi konuda mı zorlanıyoruz? MSCI ve sonrasında S&P'nin borsamız için yayınlamış olduğu uyarı konusunda, her ne kadar süreci takip edip sonrasında karar vereceğimizi söylemiş olsak da, mayıs ayından beri (özellikle de benim) sürekli kafamı meşgul eden bir "kırmızı bayrak" halini aldı bu durum. Burcu ile ara ara tekrar üzerine konuşuyoruz ve açık konuşalım; ikimiz de hala net bir karar verebilmiş değiliz.
Biz de bu kararsızlığımızı gerekçeleri ile birlikte blogumuza not düşelim ve bundan sonra benzer durumlarda kaldıkça bu seriye devam edelim dedik. Çünkü eminiz ki bu arafta yalnız değiliz!
Baştan söyleyelim; bu yazıda cevaplar yerine sorular bulacaksın. Belki senin de tadını kaçıracağız ama bir "siyah kuğu" olayı ile vaktinden önce yüzleşmek, hazırlıksız yakalanmaya her zaman yeğdir!
Gelin konuya dair kafamızdaki sorulara giriş yapalım.
1) Şükran Günü Hindisi mi yoksa Korkak Tavuk mu?
Nassim Taleb, Siyah Kuğu kitabında Şükran Günü'nden habersiz, sahibi tarafından kesilmek üzere beslenen hindi metaforunu kullanır. Böyle olaylar, küçük bir azınlık dışında her zaman "beklenmedik gelişmeler" olarak adlandırılır. Kimi zaman da beklenmedik olmaktan ziyade, aslında göz göre göre gelen ama "görmezden gelinen" gelişmelerdir. MSCI'dan sonra S&P'nin de borsamızdaki sorunlarla ilgili yayınlamış olduğu uyarı, her ne kadar bu olayı bir "siyah kuğu" olmaktan çıkarsa da; bunu önemsemeyen ya da hiç duymamış çok sayıda yatırımcı olduğuna eminiz.
Lakin biz duyduk ve önemsedik! Hatta 13 Mayıs'ta MSCI'dan ilk endeks değişiklikleri duyurulduğunda; bizim de portföyümüzde olan FROTO, ANHYT, TRGYO, ASTOR gibi şirketler endeksten çıkartıldığında, bizim için "siyah kuğu" olayı çoktan gerçekleşmişti. Piyasayı bozan hisse ve fon hareketlerine bir düzenleme ya da benzer bir müdahale beklerken, aksine kurunun yanında yanan yaşlar bizim için tam bir sürpriz olmuştu. Sonrasında peş peşe gelen uyarılar da cabası!
Peki biz ne yaptık? Aydan aya, bu hisselerde ve portföyümüzdeki diğer şirketlerde düzenli alımlarımızla lotlarımızı arttırmaya devam ettik. Hatta MSCI uyarısına dair yazdığımız yazının ardından, bu ayda da aylık alımlarımızı gerçekleştirdik. Çünkü Kiyosaki'nin korkak tavukları da olmak istemiyoruz.
Makul risklerle birlikte makul getiriler, yatırım stratejimizin temelini oluşturuyor: Varlık tabanı oluşturacak kadar cesur ol ve bu varlık tabanı ile yatırım yapıp makul riskler alarak hedefe disiplinle yürümeye devam et.
2) Haklı Korku (Sinyal) mu yoksa Risk Yönetimi Zafiyeti (Gürültü) mi?
Burcu'ya kıyasla haber akışına ve piyasa gürültüsüne daha çok maruz kalıyorum; bu da kimi zaman gürültü/sinyal ayrımını yapmamı zorlaştırıyor. Hatta kimi zaman kendi gürültümü bizzat kendim yaratıyorum. Ancak, bir ekip olmanın şansına hem ben hem de Burcu sahibiz. Birbirimizle her konuda açıkça konuşmanın verdiği güçle, benzer karmaşaların birçok kez üstesinden gelmeyi başardık.
Ne var ki bu sefer, ikimiz de benzer bir kararsızlığın içindeyiz. Ortada gerçek bir problem var ve uzun zamandır piyasayı içten içe zehirliyor. Güvenilir bildiğimiz fonlardan bile "momentum hedefli hareketlere giriş yapabiliriz" açıklamaları geliyor. Bu da kazanma baskısının bir yerden sonra "toprağa uygun ürün ekilir" pragmatizmini getirdiğini gösteriyor.
Fakat burası, bizim bulunmak istediğimiz bir tarla değil ve bu riski de almak istemiyoruz. Eğer uyarılar dikkate alınmaz ve yaptırımlar gerçekleşirse; bugün "gürültü" olarak yorumlamak istediğimiz durum apaçık bir "sinyale" dönüşecek ve ne yazık ki o vakit iş işten geçmiş olacak.
Keza kabul edelim; teknik analizin şu yaklaşımı çoğu zaman haklıdır: Risk de fırsat da zaten fiyatın içindedir.
3) Temel Analiz mi Yoksa Teknik Analiz mi Haklı?
Bu kavgaya aslında girmeye hiç niyetimiz yok. Biz temeline (hem finansal hem de hikayesel olarak) güvendiğimiz şirketlerin paylarını aylık alımlarla topluyoruz. "Yok RSI 70+ üzeri almayalım, yok MACD 0'ın altında, burada momentum/trend oluşmamış sonra alalım" demiyor; aylık alım endeksimize göre ayırdığımız tutarı şirketlerin ağırlıklarına göre disiplinle dağıtıyoruz.
Ama geldiğimiz noktada, temel analizin öldüğünü bile savunan piyasa profesyonellerine denk gelmek ister istemez tadımızı kaçırıyor. Graham ekolüne baktığımızda; bu tür dönemlerin bir sarkaç gibi tekerrür ettiğini farklı kitaplarda defalarca okuduk. Temeli olmayan hisseler, hatta tahviller inanılmaz getiriler sağlar, halka arzlar peşi sıra gelir. Piyasa coşku içerisindedir ve (en azından bu varlıklarda olanlar) müzik devam ettikçe dans devam eder. Ama müzik er ya da geç susar ve dans bittiğinde işin rengi tamamen değişir.
Burada kendimize sürekli şu soruyu soruyoruz: Müzik ya bitmezse? Hem bizim piyasamızda hem de ABD gibi gelişmiş piyasalarda benzer sayısız olay ve dönem yaşandı. Lakin sonu her zaman aynı bitti. Yine de geçmişte yaşanmış olayların, gelecekte de tam olarak aynı şekilde yaşanacağının ya da makul bir evrede son bulacağının hiçbir garantisi yok.
Keza insanın aptallığının da bir sınırı yok!
4) Ne Kadar Aptal Olabilirler?
Burcu bu konuda iyimser ve "Bu kadar da aptal olamazlar" diyor. Sonuç olarak bu uyarılar dikkate alınmaz ve ilgili yaptırımlar uygulanırsa herkes para kaybeder. Sadece borsadan bahsetmiyoruz. Endonezya örneği apaçık ortada: Jakarta Borsası yıl başından bu yana dolar bazında %30'dan fazla düştü. Yabancı sermaye çıkışı muazzam boyutlarda ve iki kredi derecelendirme kurumu, ülkenin kredi görünümünü "negatif"e çevirdi; ki bu da bir sonraki değerlendirmenin muhtemelen bir "not indirimi" anlamına geldiğini gösteriyor. Ayrıca CDS puanları da 70'lerden 100'ün üzerine çıktı ve şimdi 90'lar seviyesinde tutunmaya çalışıyor.
Kredi notu düşüşü ve CDS artışı, şirketlerin borçlanma maliyetlerinin katlanacağı anlamına geliyor. Bu hacimde bir yabancı sermaye çıkışının da ekonomide küçülmeyi beraberinde getireceği gün gibi ortada. Evet, şirketler faaliyetlerine devam edecekler; nakit akışı üretip karlar elde edecekler ama büyüyen bir ekonominin zarar eden şirketinin, küçülen bir ekonominin büyüyen şirketinden çok daha fazla kazandırdığı bir gerçek.
Kısacası çölde gül bahçesi kuramazsınız; ya da belki kurarsınız ama bunun katlanılması zor bir maliyeti olur! İşte bu sebeple Burcu iyimser kalmayı seçiyor ve "Bu kadar aptal olamazlar" diyor.
Ama gelin size güncel örneklerden ufak bir seçki sunalım:
- S-400'ler: 2017-2019 arasında tüm muhalefet ve aklı başında askeri uzmanlar, bu alımın gerçekleşmesinin ülkeye çok yüksek bir maliyeti olacağını söylemesine rağmen bu savunma sistemleri Rusya'dan alındı ve o günden bugüne bu kararın jeopolitik ve ekonomik maliyetini ülkece ödüyoruz.
- Dünya Kupası Hezimeti: Futbolla biraz haşır neşir olanlar için herhalde detaylandırmaya gerek yok. Takımı dev aynasında kupanın gizli favorisi olarak görenlerin kibri ve basiretsizliği sayesinde, oldukça kolay bir grupta elenmenin acı tadını ülkeye yaşattılar.
- Olimpiyatlarda 0 Altın Madalya: Yine spordan bir örnek oldu ama bu durumu hatırlayalım ki, futboldaki hezimetin bir tesadüf değil, sistemsel bir zafiyet olduğunu kavrayalım.
- Nas Politikaları ve KKM: Yüksek enflasyon ve düşük faiz temalı "Nas politikası" ile ülkeyi, göz göre göre bir yüksek enflasyon ve faiz sarmalına teslim ettiler. Gözlerdeki ışıltının feri söndü belki ama Mehmet Şimşek'in uzun süreli yönetimine rağmen enflasyonun ateşi tam anlamıyla sönmedi.
Uyarılar gelmesine ve ufak tefek de olsa birkaç düzenleme yapılmış olmasına rağmen, hala ne SPK'dan ne de Borsa İstanbul yönetiminden bu uyarılara dair net bir sözlü yönlendirme bile alamadık. Mantık "Mutlaka bir müdahale gelir" diyor ama mantığın defalarca nasıl devre dışı kaldığını yukarıdaki birkaç basit örnekle bile görebiliyoruz.
Bu da bizi tekrar MSCI uyarı yazımızın sonuna getiriyor.
5) Tamam mı Devam mı?
Yukarıda teknik analizin, fiyatın tüm risk ve fırsatları çoktan yansıttığına dair önermesinden bahsetmiştik. Borsanın tadı kaçmış durumda ve birçok değerli şirketin hisse fiyatı "ayı pazarında", ucuzluk raflarında bekliyor. Yani mevcut riskler büyük ölçüde fiyatlanmış durumda. Mayıs ayında riski ilk gördüğümüzde çıkmadıktan sonra, bu dip fiyatlamalarda çıkmak artık rasyonel de gelmiyor.
Ayrıca portföyümüzü yaklaşık yarı yarıya ABD ve BİST arasında dağıtarak bir denge kurmuşken; bir de kötümserlik zaten fiyatlanmışken borsadan tamamen çıkmak, Kiyosaki'nin "korkak tavuğundan" bile daha "korkak" bir hamle olurmuş gibi hissediyoruz. Hatta bir de beklenen düzenlemeler ve rasyonel müdahaleler gelirse, mevcut fiyatlardan alım yapmak başlı başına bir fırsat sunuyor.
Tüm endişelerimize rağmen Burcu da ben de temel analize güveniyoruz. Sonuç olarak MSCI ve S&P'nin haklı uyarılarına rağmen önlem alınmasa ve absürt kararlar alınsa bile; Ford Otosan araç üretip satmaya, Torunlar ve Avrupakent ofis/AVM'lerden kira toplamaya ve karlarından temettü dağıtmaya devam edecekler.
Ayrıca kabul edelim; piyasamız sayısız kötü olay ve kriz yaşadı: Darbe girişimleri, savaşlar, depremler, pandemiler, sayısız siyasi ve ekonomik türbülans... Değil bu dönemlerin sonrasında, tam da bu krizlerin ortasında dahi nakit akışı yaratan ve hissedarına para kazandıran birçok şirket yine bizim borsamızdaydı.
Diğer taraftan, stabil ekonomileri olan ve görece çok daha sorunsuz bir gündeme sahip ülkelerin piyasalarına erişim artık hiç olmadığı kadar kolay. O ekosistemde para kazanan ve hissedarına kazandıran küresel şirketlere ortaklık etmek daha mantıklı değil mi?
Tabii şunun da farkındayız; bu iki kurum her ne kadar bize parmak sallamış olsa da, ABD pazarında da benzer illüzyonlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor:
- Trump coinleri ve şüpheli vadeli petrol işlemleri.
- SpaceX'in Nasdaq'a erken girebilmesi için yıllar sonra endeks giriş kriterlerinde yapılan ısmarlama değişiklikler.
- Meme coinlerden "penny stock" hareketlerine kadar birçok koordineli piyasa manipülasyonu.
Ama dürüst olalım; SpaceX örneğini bir kenara bırakırsak, ana endekslere sirayet eden bu tarz sistemsel olaylar bizdeki gibi göz göre göre yaşanmıyor ve bunlara uzun süre göz yumulmuyor.
Toparlayacak Olursak...
Bunca satırdan sonra ne yazık ki "hata ayıklama" (debugging) süreci hala bitmiş değil (en azından benim için). Kabul edelim, tamamen bizim kontrolümüzün dışında gelişen bir süreçteyiz; kafamızda ne kadar düşünüp tartsak da elimizden "ya tamam ya devam" kararı vermekten başka bir şey gelmiyor. Her ne kadar yazının karamsar tonundan benim hangi tarafa (riskten kaçınmaya) daha yakın olduğum sezilse de, Burcu'nun iyimserliği bize geçmişte çoğu zaman para kazandırdı.
Borsaya ilk girmemiz dahi en başta Burcu'nun isteğiydi ve sıfırdan buraya kadar bu iyimserliğin itici gücü ile geldik.
Ayrıca Graham'dan Lynch'e ve diğer tüm yatırım efsanelerine kadar herkesin ortaklaştığı bir nokta var: Herkesin borsaya sırtını döndüğü zamanlar, yatırım için en verimli zamanlardır. Yukarıda da değindiğimiz gibi mevcut riskler zaten fiyatların içine sızmış durumda. Bu saatten sonra "güvenli liman" kaçışı yapmak için tren çoktan kaçmış gibi görünüyor.
İkimiz de 40'lı yaşların ortasında olsak da, vade ve risk iştahı konusunda hala biraz daha kredimizin olduğunu düşünüyoruz. Hoş, bu konuda Burcu tüm iyimserliğine rağmen daha hızlı sonuç bekleyen taraf. Bu da ister istemez bir psikolojik yük yaratıyor ama bunun "taşınmaz" bir yük olduğunu söylemek şımarıklık olur.
Sonuca bağlayacak olursak; şimdilik süreç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın BİST yatırımlarımızı elde tutmaya devam edecek gibiyiz. Hem piyasanın hem de regülatör kurumların, hemen olmasa bile makul bir vadede mantık çizgisine döneceğine sığınıyoruz.
Peki siz kendi portföylerinizde bu "hataları" nasıl ayıklıyorsunuz? Bizim gibi MSCI ve S&P'nin uyarılarını birer 'sinyal' olarak okuyup yine de temeli sağlam şirketlere güvenmeyi mi seçiyorsunuz, yoksa tüm bu olanları bir 'siyah kuğu' fragmanı olarak görüp çoktan güvenli limanlara yelken mi açtınız? Kendi yatırım kararlarınızı "debug" ederken teknik verilerin gürültüsüne mi odaklanıyorsunuz, yoksa hikayenin temeline mi inanıyorsunuz?
Fikirlerinizi aşağıda yorumlarda veya X hesabımız üzerinden bizimle paylaşın. Birlikte tartışalım, hataları birlikte ayıklayalım.
Bir sonraki yazımızda görüşünceye kadar tasarruf etmeye, yatırım yapmaya ve o güzel kartopunu büyütmeye devam!
Kendinize çok iyi bakın. 🙌
YASAL UYARI
Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan ve hiçbir şekilde yönlendirici nitelikte olmayan içerik, yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Ben de notumu düşeyim, devam! :D